Beylikdüzü, Büyükçekmece, Avcılar

Google Groups Beylikdüzü, Büyükçekmece, Avcılar Grubuna Katıl
Email:
Browse Archives at groups.google.com
netkitap.com

24/12/2008 -

Dilediğiniz an İngilizce Öğretmeni ' ne ulaşabilmeniz İçin
0543 29 66 99 8 
İngilizce Özel Ders
 
   
  
   
 TÜRKİYE’DE YABANCI DİL ÖĞRETİMİNDE TEMEL PROBLEMLER VE ÇÖZÜMLERİ  
   
 Uzun bir zamandır İngilizce öğreten ve bir yandan da yabancı dil öğrenen bir eğitimci olarak, bu konuda bazı problemlerin tekrar tekrar karşıma çıktıklarını görüyorum. Bir eğitimci olarak bu sorunlardan ve çözümlerinden söz etmek istiyorum. 
   
 Ülkemizdeki yabancı dil öğretimini etkinliklerinde sık sık gözlemlediğim bazı sorunlar ve önerdiğim çözümler: 
   
Öğrencinin hayatla ilgili misyonunu netleştirmemiş olması: 
   
 Yabancı dil öğrenmek, hayatla ilgili genel beklentiler arasında yer bulan ve anlam kazanan bir etkinliktir. Hayattaki misyonunu tam olarak bilmeyen birisinin diğer etkinliklerde olduğu gibi bu etkinlikte de zayıf kaldığını düşünüyorum.
Kendi değerleri ve önceliklerini gerçeklemek için değil de, sadece moda olduğu veya konjonktür gerektirdiği için yabancı dil öğrenmeye çalışan kişiler, genellikle bu konuda başarılı olamıyorlar.
Bu açıdan, eğitim kurumlarında kişisel misyon, hayaller ve hedefler konusunda da eğitim verilmelidir.
Yabancı dil öğrenmenin bu misyon içinde net bir yeri olmalıdır. Aksi halde onca emek boşa gitmektedir.
 
   
 Konuyla ilgili hayallerin net olmayışı: 
   
 Sadece yabancı dil öğrenen kişiler için değil her türlü etkinlik için bir şart vardır: o da konuyla ilgili hayallerin olmasıdır.
Bir konuda kalpleri ve ruhları heyecanlandıran, sadece mantıksal yararlar değil o konuyla ilgili hayallerdir. Mantıklı ve gerçekçi olmak adına, heyecanını kaybetmiş bir kişi, hiçbir konuda heyecan duymaz. Ama ruhun ve kalbin harekete geçmek için ihtiyaç duyduğu enerji, heyecan duyduğumuz hayallerden gelir.
Yabancı dil öğrenme konusuna tamamen mantıkla bakan kişiler, bu süreçte sıkıntı çekmektedirler.
Bir yandan dilin kendisi de çok mantıklı ve matematiğe benzer bir varlık değildir. Duygusal, gelişen ve canlı bir organizmadır.
Bu sebepten dolayı eğitimciler yabancı dil öğrenmek isteyen kişilere konuyla ilgili hayaller armağan etmeli, onların biraz hayal kurmalarını sağlamalıdırlar.
 
   
 Yabancı bir dil öğrenirken hedefsiz çalışmak: 
   
 İnsanlar, genellikle hedefli çalışmak fikrinden ürkerler. Çünkü hedef koymak, kişiyi bağlayan ve yer yer strese sokan bir tavırdır.
Bir yandan da kişiler, hedeflerine ulaşamazlarsa hayal kırıklığına uğrayacaklarını ve sözlerini tutmamış olacaklarını düşünürler.
Tabiatıyla, yabancı dil öğrenmek isteyen kişilerde de aynı tutum vardır. Belli sürelerde, belli sayıda kitap okumak, belli sayıda filmler seyretmek gibi konularda ve yabancı dil becerilerinde ne zaman hangi seviyeye gelecekleri konusunda hedef koymazlar.
Hâlbuki gelişim gerçekleşen hedeflerle gelir. Her hedefimizi gerçekleştiremeyiz, ama hedef koymaya alışmak gerekir.
Hedefsiz çalışmak, kaçak güreşmektir.
Hedefli çalışmak her konuda olduğu gibi yabancı dil öğrenirken de önemli bir konudur. Yabancı dil öğretmenleri, uzun vadeli, orta vadeli ve kısa vadeli hedefler koymak konusunda öğrencileri eğitmelidirler
 
   
 Öğrencilerin yabancı dilin doğasından haberdar olmamaları: 
   
 Yaşları ne olursa olsun, yabancı bir dil öğrenen kişiler, genellikle öğrendikleri yabancı dilin ve yabancı bir dili öğrenmenin doğasından haberdar değillerdir. Bu da gayet normaldir.
Görevlerin ve sorumlulukların iyice arttığı bu çağda, herkes, mecburen kendi işleriyle meşguldur.
Yabancı dil öğrenen kişileri, öğrendikleri dilin ve yabancı dilin doğasından haberdar etmesi gereken kişiler, yabancı dil öğretmenleridir.
Yabancı bir dilin ana dilimiz olan Türkçe’ye benzemek zorunda olmadığını, o dilde filmler seyretmenin, metinler okumanın gerekliliğini anlatması gereken kişiler yine öğretmenlerdir.
Öğrenciler, bunları farkında olamayabilirler veya düşünemeyebilirler.
 
   
 Odaklanamamak: 
   
 Odaklanma güçlüğü ne yazık ki çağımızın hastalığı haline gelmiş durumdadır. Bu sorun, hayattaki önceliklerinizin net olmayışı gibi zihinsel konulardan kaynaklanabileceği gibi zaman yönetimini bilmemek gibi teknik konulardan da kaynaklanabilir.
Öğrencilerin ve eğitimcilerin “odaklanamama” sorunu üzerinde ciddî olarak düşünmeleri gerekir.
Bu açıdan, hedefli ve odaklı çalışma konusunda da öğrencilere bilgi ve moral desteği yapmak gerekir.
 
   
 Öğretmenlerin, yabancı dil öğrenme sürecini yaşamamaları: 
   
 Yabancı dil öğretmenleri genel olarak ikinci bir dil bilmezler. Aslında, bu durum, bence öğrenciyi etkileyen bir konudur.
Yabancı dil öğrenmenin zor olmadığını söyleyen ve bu konuda yeterince donanımlı olan birisi neden yıllardır ikinci bir dil öğrenmeyip, tek bir yabancı dille yetinmiştir?
Çünkü söz gelimi, bir İngilizce öğretmeninin İngilizce biliyor olması artı puan değildir. Zaten mesleği budur. Fakat bir mimarın kendi mesleği yanında, İngilizce öğrenmeye çalışması artı puandır.
Yabancı dil öğreten birisinin ikinci bir dil öğrenmeye çalışması, öğrenciyi daha iyi anlaması konusunda yardımcı olur diye düşünüyorum.
Öğretmeninin de kendisi gibi yabancı bir dil öğrenmek için çalıştığını gören bir öğrencinin de konuya karşı daha heyecanlı yaklaşacağına inanıyorum.
 
   
 Ana dildeki yetersizlikler: 
   
 Bu konuya en duyarsız kitlelerden birisi, Ne yazık ki yabancı dil öğretmenleridir. Meslektaşlarımın bu konuyu yeterince önemsemediklerini düşünüyorum. Aksine öğrencilerini neredeyse kendi ana dillerine küser bir hâle getirmektedirler.
Bir eğitimci olarak, alanım ne olursa olsun, öğrencinin ana dildeki yetkinliği, benim de ilgi alanıma girer. Her konuda olduğu gibi yabancı dil öğrenme konusunda da inancım budur. Bir insanın yabancı dildeki yetkinliği, hiçbir zaman ana dilindeki yetkinliğini aşamaz. Yabancı dil öğrenen kişiler, kendi ana dillerinde de okumaya ve dinlemeye teşvik edilmeli, gerekirse programa ana dille ilgili dersler de konmalıdır.
Ana dilini iyi yazan, okuyan veya konuşan bir öğrenci yabancı dil öğreniminde de avantajlı durumdadır. Yabancı dildeki hedeflerin yüksekliği ölçüsünde, ana dilde de yetkin duruma gelmek gerekir.
 
   
 Öğrencilerin zayıf bir genel kültüre sahip olmaları: 
   
 Ana dil zaafı yanında, genel kültürdeki zaaf da ciddî bir sorundur. Bu yüzden yabancı dil öğretmenleri, ne yazık ki çoğu kez dil öğretiminden çok kavram öğretmekle zaman kaybederler. Hayatla ilgili ileri fikirlere sahip olmayan birisi, ne kendi ana dilinde ne de başka bir dilde ileri gidemez.
Genel kültürünü geliştirmek, yabancı dilde büyük oranda yardımcıdır. Hatta YDS, ÜDS, KPDS vs gibi sınavlarda genel kültürün genişliği şaşırtıcı bir oranda yardımcıdır.
Bu sebepten dolayı, yabancı dil öğretmenleri öğrencilerini okumaya ve genel konularda kültürlerini artırmaya teşvik etmelidirler.
 
   
 Öğrenciyle öğrenmek istediği dil arasında duygusal bağ kurulmaması: 
   
 Değişik kurslarda yaptığım görüşmelerde ve incelemelerde, öğrencilerin "duygusal canlılar" olduklarının göz ardı edildiğini görmekteyim.
Bir insan kullandığı bardakla bile duygusal bağ kurmak ister. Kullandığımız eşyaları bile, sadece işe yararlıklarını ölçü alarak değil aynı zamanda duygularımızla seçeriz.
Bu açıdan, insanlar ne kadar mantıklı olduklarını iddia etseler de, ilgilendikleri konuyla duygusal bağ kurmak isterler. Dolayısıyla, söz gelimi Çince öğrenen birisinin o dile ve kültüre duygusal bağ kurmaya ihtiyacı vardır. Bu, o ülkeye veya o dile âşık olmamız gerektiği anlamına gelir.
Bu açıdan yabancı dil öğretmenleri, öğrencilerin öğrendikleri dile ve o dili konuşan ülkelere karşı duygusal bir ilgi kurmaları konusunda yardımcı olmalıdır. Bu amaçla, o ülke ziyaretleri veya o ülkeyle ilgili filmler seyrettirilmesi yararlı olacaktır
.
 
   
 Yabancı dil öğretiminde araç ve gereçlerin kullanılmaması, bu konunun önemsenmemesi: 
   
 Ne yazık ki yabancı dil öğretmenleri, çoğu zaman “kahraman rolüne” soyunmaktadırlar.
Öğrenciler, öğretmenden başka kaynak tanımazlar, yabancı dilde filmler seyredebileceklerini veya ses dosyaları dinleyebileceklerini ve bu şekilde her yerde yabancı dil öğrenmeye devam edebileceklerini bilmezler.
İstisnalar dışında yabancı dil kursları veya okullar mobilyalara yatırım yaparlarken, kitaplıklara veya araç-gereç arşivine yatırım yapmazlar.
Hâlbuki kurum imkânlarını kullanarak yabancı dilini geliştiren öğrenciler, kendilerine bu ortamı gördükleri kuruma daha çok öğrenci getirecektir.
Öğrencilerini araç ve gereçlerle desteklemeyen bir yabancı dil kursunun veya okulun, bu konuda samimî olduğunu düşünmüyorum.
Bu sebepten dolayı, yabancı dil öğreten kurumların DVD filmler, sesli yayınlar ve yabancı dilde yayınlar bulundurmalıdırlar ve öğrencilerini bunları kullanmaya teşvik etmelidirler.
 
   
 Eğitim sisteminin öğrencilerin algı sistemlerine göre yapılanmayışı: 
   
 Ülkemizde ve dünyanın bir çok yerinde, belli bir sayıda öğrenci ortamda ve aynı tarzla öğrenmeye zorlanmaktadır.
Hâlbuki insanların öğrenme tarzları ve algı sistemleri farklıdır. Bu durumda kendi öğrenme tarzına göre ders almayan kişiler, bir tür “körlük” veya “sağırlık” yaşamaktadırlar.
Bu sistemin değişmesi çok zaman alabilir. Bu açıdan hiç değilse ders dışında, öğrencilerin kendi algılarına göre kullanabilecekleri yöntemler ve araçlar tavsiye edilirlerse, bu durum dengelenebilir.
Bazı öğrenciler, dinleyerek bazıları da seyrederek öğrenmeye meyillidir. Bu konuda çalışma yapılmalı ve öğrencilerin algı sistemlerine ve kişiliklerine göre filmler, ses dosyaları, kitaplar ve benzeri araçlar önerilmelidir.
Yabancı dil kurslarında ve bu yönde eğitim veren okullarda sağlam bir danışmanlık sistemiyle öğrencilere bilgi verilmeli ve danışmanlık yapılmalıdır. Bu konudaki masraf, mutlaka geri dönecektir. Dilerim, bunca masraf yapılan bu alanda “fantezi” etkinliklerle değil reel çözümlere odaklanırız. 
 
   
 YABANCI BİR DİL ÖĞRENMEYE BAŞLARKEN 
   
 Bir sınıf öğrenciyle olsun veya tek bir öğrenciyle olsun, İngilizce çalışmaya başladığımda, onların konuya olan bakış açılarını yenilemekte yarar görüyorum. Çünkü bir konuya bakış açımız net ve sağlıklı değilse, daha sonra konuyla ilgili olarak aldığımız bilgiler, bizde vukufiyete-uzmanlığa dönüşmezler veya bu vukufiyete ulaşmak için gereğinden fazla sıkıntı çekeriz.
 
   
 Düşünce tarzımızdaki eksiklikler veya yanlışlıklar, konuyla ilgili eylemlerimizi verimsiz kılabilirler veya onları boşa çıkarabilirler. Bu açıdan, İngilizce veya başka bir yabancı dili öğrenmeye başlayan veya hali hazırda öğrenmekte olan kişilerin aşağıda verdiğim konular üzerinde düşünmelerini yararlı buluyorum. 
   
 Herkes İngilizce veya bir yabancı dili öğrenebilir: Sözgelimi “Herkes şair olabilir ve şiir yazabilir” ifadesi gerçeği içermez. İnsanlar şair ruhlu olabilirler, ama şiir yazmak, yani şair olmak herkesin yapabileceği bir şey değildir. Bununla birlikte herkes bir yabancı dili öğrenebilir. Fakat, kişilerin yabancı dil konusunda aldıkları sonuçları farklı kılan bazı etkenler vardır; anadilleriyle olan bağlarının kalitesi, öğrenmeye ayırdığı zamanın miktarı vs gibi şeyler, alınan sonuçların kişiden kişiye değişmesine sebep olurlar. 
   
 Öğrenmek istediğiniz yabancı dille ilgili olan ve sizin de kendinizi içinde gördüğünüz bir vizyon-film zihninizde yer almalıdır: Kendinizi göremediğiniz veya görmediğiniz bir yere ulaşmanız genellikle mümkün olmaz. Burada sözünü ettiğim şey, “Ingilizce öğrenmek istiyorum, çünkü …” diye başlayan bir ifade değil, zihninizde gerçekten oynayan bir filmin var olmasıdır. 
   
 Öğrenmek istediğiniz dille ilgili net hedefleriniz olmalıdır: Belirli tarihlerde belirli hedeflere ulaşmayı amaçlamanız gerekir. Bu hedeflerin belirlenmesinde gerçekçi olabilmek için bir eğitimciyle görüşmenizde yarar vardır. 
   
 Anadilin kıskanç oluşuna dair bir farkındalık taşınması önemlidir: Yabancı bir dili anadilinizden daha iyi okuyamaz, konuşamaz, anlayamaz ve yazamazsınız: Dolayısıyla yabancı dilde çok iyi bir yere gelmek istiyorsanız, anadilinizde daha da iyi bir yerde olmalısınız. Meslekî, dijital ( içinde sıfatlar, zarflar ve dolaylı anlatımlar kullanılmayan) vs. metinler değil deneme, hikâye, anı ve roman gibi eserleri okumak veya şu günlerde ülkemizde de yayınlanmaya başlayan ve sözü geçen türleri içeren sesli kitapları dinlemek anadilimizi geliştirir. 
   
 Dillerin sadece mantıkla açıklanabilecek bir yapıları yoktur: İnsanla yakından ilişkili ve sürekli birliktelik hâlinde oldukları için, diller de insana benzerler. Yani her şeylerini mantıkla açıklayamayız. Bazen yapmamız gereken şey, onu olduğu gibi kabul etmektir. Başka bir tabirle her şeyin kökenini veya sebebini bilmemiz gerekmez, olduğu gibi kabul edip-kullanmak yeterlidir. 
   
 Asenkron öğrenmeye önem vermelisiniz: Öğretmeninizden kaynaklar isteyip, onun önerdiği sistemle yine öğretmen bağlı ama bir yandan da ondan bağımsız bir şekilde öğrenmeye devam edebilirsiniz. Sözgelimi öğretmeninizin tavsiye ettiği sesli dokumanları, otobüste, evinizde vs gibi yerlerde dinleyerek her yerde İngilizce öğrenmeye devam edebilirsiniz. Asenkron, yani öğretmene bağlı ama, bir yandan da öğretmenden bağımsız bir öğrenim süreci yaşayabilirsiniz. Özellikle taşıtlarda, mutfakta vs yerlerde geçen zamanınızı yabancı dil öğrenmek için "altın" değerinde fırsatlar olarak görün. 
   
 İngilizce öğrenmek, sadece bilgilenme süreci değil aynı zamanda bazı becerileri edinme sürecidir: Başka bir deyişler, at binmek, gitar çalmak veya araba sürmek gibi diğer becerilerde olduğu gibi, dille ilgili yazma, okuma, dinleme ve konuşma gibi becerileri edinmek zaman alır. Sabırlı olmalısınız. Sebatlı olmak hem tek çaredir, hem de size ummadığınız sonuçları getirir. 
   
 Öğrenmekte olduğunuz dille-İngilizceyle duygusal bağ kurmanız gerekir: Bu dili, sizinle hedefleriniz arasında bir engel olarak değil, sizi hedeflerinize ulaştırabilecek olan bir köprü olarak görün. Sözgelimi bu dilin kullanıldığı ülkelerdeki kültür, hayat tarzı vs. hakkında bilgi almak, sizde bu dile karşı bir ilgi uyandırır. Yabancı dil insanlar gibidir. Ona nasıl baktığınızı hissederler ve aldığınız sonuçlar da ona göre olurlar. 
   
 Yabancı dil öğrenenler, bir tür başarının peşindedirler: “Başarı” diye nitelendirdiğimiz şeyler, genel akışın dışında, bazen tersine ve “doğal” görünmeyen şeyler oldukları için onları “başarı” kelimesiyle tarif ediyoruz. Özellikle bir yetişkinin bir yabancı dili, o dilin kullanılmadığı bir ülkede öğrenme çabası “doğal” bir çaba değildir. Yani çocukların yaptığı gibi, dil “doğal” bir süreçte ve yaşta öğrenme şansları yoktur. Ama görsel ve işitsel araçlarla bu süreç “doğala” yakın ve keyifli bir duruma getirilebilir. 
   
 Yabancı diller ve İngilizce vefasız veya nankör değildirler: Bu iddia, ilişkilerini beslemeleri gerektiğinin farkında olmayan veya göz ardı eden kişilerin ifadesidir. Bütün ilişkilerde ve becerilerde (enstrüman çalmak, iletişim kurmak, futbol oynamak vs) olduğu gibi İngilizce’de sizden ilgi bekler. Yeterince beslemediğiniz ve yine de size beklentilerinizi sağlayan herhangi bir ilişkinin varlığından söz edebilir misiniz? Dolayısıyla İngilizceyi öğrenip-paketleyemezsiniz. Her konuda olduğu gibi, onunla başlatmış olduğunuz bu ilişkinin bitmemesi için, bu birlikteliğinizi de besleyip-korumalısınız. Bu da hikâye kitapları okumak, ses dosyaları dinlemek veya film seyretmek gibi çalışmalarla olur. 
   
 Gramer dilin iskeletidir, önemlidir, ama her şey değildir: Gramer bilgisi, dil becerilerinin anahtarı değildir. Daha çok sizi bu dil becerilerine götürecek olan metinleri, sesli yayınları, filmleri ve daha başka araçları anlayıp-çözmenize ve bu şekilde dili öğrenmenize hizmet eden bir “şifre çözücüdür.” Gramer, dil birikimimizi doğru bir şekilde yapılandırmamıza yardımcı olur. Dili öğrendiğiniz esas kaynaklar, ders kitaplarınız, sesli yayınlar, hikâye kitapları, filmler gibi araçlardır. Dil becerileri (yazmak, konuşmak, dinlediğini anlamak, okuyabilmek) gramer bilginizin çocukları değil, torunlarıdır. Bu becerilerin anne ve babası, hikâye kitapları okumak, ses dosyaları dinlemek veya film seyretmek gibi çalışmalardır. Fakat, gramer çalışmak kodları çözmeniz ve cümleler kurmanız konusunda size büyük ölçüde zaman kazandırır. Gramer öğrenmeden de dili edinebilirsiniz, ama çok uzun zaman alır. 
   
 İngilizce’nin Türkçe’den farklı bir dil olduğunu anlamalı: Her dil diğerlerinden farklıdır. Bir dil, başka bir dile benzemek zorunda da değildir. Bu durum çok normaldir ve bizde hayal kırıklığı uyandırması için hiçbir sebep yoktur. Dolayısıyla anadilinizle, öğrenmekte olduğunuz yabancı dili birbirine kıyaslamayınız veya benzetmeye çalışmayınız. İki dil her zaman örtüşmezler. 
   
 İngilizce düzensiz bir dildir: İngilizce “düzen” tutkunu olan kişilerin bazı beklentilerini boşa çıkarabilir: İngilizce dilbilgisinde kuralların bir sürü istisnası vardır. Sözgelimi telaffuzunuzu kolaylaştıracak olan düzenli kurallar yoktur. Ama bu durumu, bu dili çok dinleyip-okumakla aşabilirsiniz. Öğrenmekle birlikte, bilinçaltınızı kullaranarak, o dili edinmeye de çalışmalısınız. 
   
 Sadece öğrenmeye değil, aynı zamanda edinmeye de zaman ayırmalısınız: Bir dili öğrenince değil, onu edinince, yani beynimiz onu kabullendiğinde kullanmaya başlayabiliriz. Bunun için de o dilde okumalar, dinlemeler vs yapmamız gerekir. Edinme zaman alan ve öğrenmekte olduğunuz dili sıkça duymanızı veya okumanızı gerektiren bir süreçtir. Başka bir tabirle, bu gün öğrendiğiniz bir kalıbı, hemen bugün kullanamayabilirsiniz, onu çok sık duymaya ve dolayısıyla zamana ihtiyacınız vardır. 
   
 Bir dili öğrenmek için onu mutlaka konuşmanız şart değildir: Bir dili onu konuşabildiğimiz bir ortamda öğrenmek keyiflidir. Ama böyle bir ortamda bulunmadığınız ve dili konuşamadığınız için, onu öğrenemeyeceğinize veya unutacağınızı düşünmeyin. Bir dili öğrenmenin veya unutmamanın en bir sürü yolu vardır. O dilde kitaplar okuyabilir, sesli yayınlar dinleyebilir veya filmler seyredebilirsiniz. Bu şekilde de dil öğrenebilirsiniz ve öğrendiğiniz dil aslında sadece pratik yaparak dil öğrenenlerden daha da kaliteli olacaktır. 
   
   
   
   
   
 Üniversitelerin Yabancı Dil Sorunu  
   
 Bugüne kadar yabancı dil eğitimi konusunda uygulanan yöntemler pek başarılı olmamıştır.
Dil öğretiminde başarının artırılması, acil araştırılması gereken konuların başında gelmektedir.
 
   
 Yabancı dil sorunu çok ciddi olarak Üniversitelerin akademik yaşamını devamını tehdit etmektedir. Bir çok yüksek lisans ve Doktora öğrencisi dil barajına takıldığı için akademik aşama yapamamaktadır. Bunun sonucu olarak Yüksek lisans ve Doktora öğrencilerinin sayısında ciddi bir erozyon yaşanmaktadır.
Ayrıca lisans öğrencileri dil bilmedikleri için yabancı kaynaklardan yaralanamamakta ve çağın gereği olan bilgi toplumunda bilgiye ulaşamamaktadırlar.
Bugün artık günlük hayatta herkesin başvurduğu ve lüks olmaktan çıkıp bir zorunluluk haline gelen İnternet kullanımı mutlak surette İngilizce bilmeyi gerektirmektedir.
Söz konusu dili bilmeyen öğrenciler hızla değişen üniversite eğitimini takip edememektedirler. Çağı yakalama iddiasında olan her toplumun üniversite mezunu artık dil bilmek zorundadır.
Yerleşik üniversitelerin büyük çoğunluğu üniversitenin ilk yılında bir yıl zorunlu ön hazırlık öğretimi yaptırmaktadırlar ki bu bir çok yönden önemlidir.
 
   
 Bunlar; 1. Kişi ilk yılda üniversiteyi tanımakta, adaptasyon sorunu kalkmaktadır. 2. Dil öğrenimi bu aşamada biraz daha kolay olmaktadır. 3. Dil bilgisi olan öğrencinin yıl içi ödevlerinin ve seminerlerinin hazırlanmasında daha başarılı olmaktadır. 4. Artık üniversite mezunu bir kişinin dil bilmeden ileride kendini geliştirmesi mümkün olmayacağı mutlaka bilinmelidir.
Üniversiteler orta öğretimde dil sorunu çözümlenene dek kendileri için hayatî önem taşıyan dil sorununun ön hazırlıkla tamamlamak zorundadırlar.
Bundan başka öğrenim süresince kişinin kütüphane alışkanlığı kazandırılarak yabancı yayınlardan yaralanması ödev, ve tez hazırlıkları için kaynak araştırmaya yönlendirilerek dil sorunu zaman içerisinde çözümlenmelidir.
 
   
 Dil sorunu yalnızca lisans öğrencilerinin sorunu değil, aynı zamanda öğretim üyelerinin de ciddi bir sorunudur. Dil konusunda hiçbir sorunu olmaması gereken üniversiteli akademisyenler ciddi anlamda yabancı dil bilgisinden yoksun görülmektedirler.
Özellikle uluslar arası kongrelerde ve yapılan bilimsel makalelerde akademisyenlerin çok zor durumda oldukları görülmektedir.
Maalesef bir çok akademik aşama yapmış, çok sayıda yabancı makalede ismi olmasına rağmen, yabancı dilin Y’ sini bile bilmeyen çok sayıda araştırıcı bulunmaktadır.
Bir çoğu şu veya bu şekilde dil sınavını aşarak bir yerlere kolayca gelirken, gerçekten yetenekli olup ta dil sınavını aşamadığı için üniversiteden ayrılmak zorunda kalanlar da bulunmaktadır.
Bir çok öğretim üyesi, özellikle de akademik aşama yapmak üzere olanlar, dil problemi ile boğuşturulmaktadır. Bir çok yönden incelenmesi gereken dil sorunu bir çok kişi için bilimsel düşünme bir yana artık bir kişilik ve psikolojik sorun olarak ön plana çıkmaktadır.
Akranları akademik aşama yaparken kendisinin bir tek dil sorunu ile baş başa kalmış olması kişiyi ciddî anlamda bocalatmaktadır. Bazı öğretim üyelerinin kendi olanaklarını kullanarak 6 aylığına yurt dışına dil kurslarına gittiklerini, biliyoruz.
Orta öğretimde dil öğretilmemiş, Üniversitede hiç ilgilenilmemiş, fakat kişi başarılı olduğu için araştırma görevlisi olarak girdikten sonra yabancı dilin gerekliliği gerçeği, özellikle de İngilizce ile karşılaşmaktadır.
Bilgi toplumunda bilimsel anlamda gelişmeleri izlemek ve onları keşfetmek bir tarafa, artık internetin yaygınlaştığı günümüzde İngilizce’nin zorunluluğu bir gerçek ancak 30 yaşından sonra dil öğrenmek biraz daha zor olsa gerektir.
 
   
 Ülkemizdeki bir çok üniversitede, başta plansız açılan fakülteler, yetersiz eğitim sonucu mezunların mesleğini ve kendilerini yeterince ifade edememeleri, yabancı dil bilmemeleri gibi bir çok temel nedenden dolayı kamuda ve özel sektörde iş bulamamasına neden olmuştur.
2. Hacettepe örneğinde olduğu gibi, Üniversiteler birinci sınıfı zorunlu veya seçmeli İngilizce hazırlık okuması sağlanmalıdır. Öğretim üyesi kadrolarının hızla zayıfladığı dikkate alınarak bugünden önlem alınması bir zorunluluk.
Bu bağlamda bugünden uluslar-arası düzeyde eğitim süresince bilgiyi ulaşmasını bilen bu konuda eğimli kadroların oluşturulması zorunluluğu.
Mezunların uluslar arası şirketlerde kendilerini ifade edememeleri başta yabancı dili bilmemelerine bağlanmaktadır. Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, bilim dilinin İngilizce değil matematik olduğunu belirtiyor
( Bilim ve Ütopya, 2001 Şubat, sayı 80).
AB içerisinde işlevliği olan Sokrates ve Leonardo da Vinci programı üniversite gençliği için son derece önemli ve bunun ülkemiz gençliği için gerçekleşmesi başta yabancı dil bilgisine dayanıyor.
Uzun zamandır üniversitelerde yabancı dili özelliklede İngilizce eğitimi tartışılıyor. Tartışmanın temeli biraz ulusal değerlerin korunmasına dayandırıldığı için de orda dünya görüşleri ve milliyetçi duygular ön plana çıkmaktadır. Artık 2000’li yılarda kimilerine göre küresel kimilerine göre bilgi toplumunda ortak değerler kavramı en fazla kendisini ortak dil üzerine yoğunlaştırmaktadır. Tabii olayın temelleri emperyalist emellere dayanan olgu önce İngilizlerin dünyayı kendi işgal alanı olarak görmesi sonrada geçen yüz yılda da ABD dünyayı ekonomik güç ve askeri gücünün üstünlüğü sonucu dünyayı istediği doğrultuda yönlendirmesi, tabii beraberinde dilinin kullanılması neredeyse zorunlu oldu. Tarih bilgisine baktığımızda geçen yüz yılda bir taraftan değişik Amerikan Üniversiteleri dünyada kurulurken, İngilizce okullar, kolejler, işe girerken İngilizce bilme ve nihayet üniversitelerde bir yabancı dilme zorunluluğu gibi düşük düzeydeki dayatmalar sonucunda İngilizce bilmeyen adamdan sayılmaz oldu.
Tabii bu arada dünyada bilim ve teknoloji sonucu gelişen hızlı dolaşım hızı ve telekomünikasyon sonucu küçülen dünyada ortak dil konusundaki Esparantum dil önerisine başta Amerika, İngiltere ve diğer İngilizce konuşan ülkeler karşı çıkarak ortak dil yerine Dünyanın askeri ve ekonomik hakimi olan Amerika ve İngiltere'nin dillerinin öğretilmesi ön plana çıktı. Tabiri caiz ise adamlar suyun başına oturmuşlar. Sahip oldukları güçle dillerini ve kültürlerini de dünya dayatarak benimsetmektedirler.
Artık yaratılan dünyada nerdeyse en bilinçlisinden en bilinçsizine kadar hepimiz amerikan bayraklı markalar, amerikan aksanı ile tarzanca İngilizce vs.. kullanmaktayız.
Özet olarak her araştırıcı bilgi çağının zorlaması nedeniyle İngilizce bilmek zorunda ancak kendi ülkesinde kendi diline yabancı olmamalı. Kendi dilini kendi evinde konuşabilmeli. Yani yabancı hayranlığından kurtulması gerekir.
 
   
 Yukarda anlatılanların İngilizce Öğretmenini genel Yabancı dil felsefesi ile uzaktan yakından ilişkisi yoktur o nedenle
bu görüşler web sitemizi bağlamaz.
Sahibi bilinmeyen bu makaleler konuyla ilgili yazılan
ender örneklerden olduğu için sitemize alınmıştır.
Konuyla ilgili kafa yoran bir ikinci yazar varsa görüşlerini yayınlanmak üzere bize gönderebilir.
 
   
   
 İngilizce Öğretmeni
   
 A Little More Than mere Teaching 
   
 0543 296 69 98 
   
  
   
 * 
   
  
   
 
* Başlangıç Düzeyi
* Orta Düzey
*
 
   
   
 Deneyimli Öğretmenden
İngilizce
Özel Ders
0543 296 69 98 
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

netkitap.com

13/11/2008 - İSTANBUL BEYLİKDÜZÜ BÜYÜKŞEHİR MH.PLAZA İŞ MERKEZİ A KISIM NO:19

İSTANBUL BEYLİKDÜZÜBÜYÜKŞEHİR MH.PLAZA İŞ MERKEZİ A KISIM NO:19(212)8735284
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

netkitap.com

28/3/2008 - BEYLİKDÜZÜ BELEDİYESİ AHMET DEDEOĞLU İLE BÖLGESEL LİGDE

BEYLİKDÜZÜ BELEDİYESİ AHMET DEDEOĞLU İLE BÖLGESEL LİGDE


25 yıllık Basketbol antrenörü ağabeyimiz Ahmet Dedeoğlu, daha önce defalarca yaptığı gibi, yine kendine has idealist düşünceleri ve girişimci ruhuyla aynı işlerine devam etti ve Türk Basketbolüne güçlü ve potansiyelli bir kulüp daha kazandırdı. İki sene önce de İhlâs Koleji’nde kolları sıvayan ve iki senede yıldız ve genç erkekler İstanbul basketbol liginde üç şampiyonluk alan ve kupaları toplayan İhlâs Koleji spor kulübünü ve basketbol takımını da kuran Ahmet Dedeoğlu gelişmeleri şöyle anlattı." İki sene önce temelini attığımız ve bu sürede markalaştırıp çok iyi oyuncular yetiştirdiğimiz İhlâs Koleji’nde bu sene de hedefleri büyütmüştük. Hedefimiz, yıldız ve gençlerde Türkiye Şampiyonası ve A takımda da Bölgesel ligden 2.lige çıkmaktı. Ancak her kulüpte olduğu gibi burada da ekonomik sıkıntı baş gösterdi ve A takımlar düzeyinde Bölgesel lige katılmama kararı alındı. Bende elimdeki bana emanet olan A takım oyuncuları ile ne yapacağımı düşündüm. Birçok alternatif düşündüm ama öncelikli olarak daha önce yine bir basketbol vesilesiyle tanıştığım Beylikdüzü belediye başkanı Sayın Vehbi Orakçıyı aradım."Tamam hocam gel konuşalım" dedi. Akşam konuştuk ve ertesi günü Bölgesel lige müracaat ettik, parayı yatırdık ve katıldık. Elimizdeki bana emanet genç ve yetenekli oyuncular da boşta kalmamış oldu. Başkan Vehbi Orakçı, sporu seven ve gençliğe hizmeti kendine şiar edinmiş bir insan. Aynı noktalarda kesiştik. Beylikdüzü, İstanbul’un yükselen değeri. Beylikdüzü’nde büyük bir basketbol potansiyeli var. Hedefimiz 2010 yılına kadar Beylikdüzü’nü Türkiye'nin basketbolda pilot bölgelerinden biri durumuna getirmek. İnşallah başka yerlerde daha önce yaptığım gibi bu potansiyeli iyi değerlendirip Türk basketboluna ve Türk gençliğine hizmet etmeye devam edeceğiz. Beylikdüzü A basketbol takımı antrenmanlarını her gün saat 14.00 'da Beylikdüzü Muammer Güler Anadolu Öğretmen lisesinde yapıyor ve Bölgesel lige iddialı hazırlanıyor.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

netkitap.com

5/10/2007 - CeBIT'ten hayatı kolaylaştıran teknolojiler

CeBIT'ten hayatı kolaylaştıran teknolojiler

 
Dünyanın sayılı bilişim fuarları arasında gösterilen CeBIT Bilişim Eurasia dün kapılarını yoğun bir katılımla açtı. Yerli ve yabancı şirketlerin en son teknolojilerini ilk defa görücüye çıkardığı fuarda günlük yaşamda kolaylık sağlayan ürünler öne çıktı.

Teknoloji dünyasındaki son gelişmelerin sergilendiği CeBIT Bilişim Fuarı, İstannbul Beylikdüzü'ndeki Tüyap Fuar Alanı'nda dün kapılarını açtı. 7 Eylül Pazar gününe kadar açık kalacak fuarda en yeni LCD televizyonlar, süper hızlı bilgisayarlar ve özellikle çocuklar için teknolojik çözümler dikkat çekti. Fuarın organizasyonunu üstlenen Hannover Fairs İnterpro Genel Koordinatörü Şafak Alpay, bilgi ve iletişim teknolojilerini hem bireylerin hem de kurumların gündemine taşımak için bu fuarı gerçekleştirdiklerini ifade etti. Fuardan öte, bir iş platformu kurduklarına dikkat çeken Alpay, "900'ün üzerinde firmanın en iyi ürün ve hizmetlerini sunacakları bu platform pek çok profesyonel için bir sıçrama noktası olacaktır. CeBIT Bilişim, İstanbul'u en büyük ticaret merkezlerinden biri olması yolunda önemli bir adım. 70 ülkeden 150 bini aşkın ziyaretçiyle bu etkinlik, 2012'de istanbul'u Avrasya'nın teknoloji başkenti yapacak güçtedir" diye konuştu. 
 
Ar-Ge'ye 16 milyar dolar

Fuarın açılış kurdelesini kesen Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan, yaptığı konuşmada bilişim teknolojilerinin Türk sanayisindeki önemine dikkat çekti. Türkiye'nin ekonomik çözümü için bilginin ve teknolojinin etkin kullanılması gerektiğini söyleyen Çağlayan, "Önümüzde çok büyük başarı hikayeleri var. İrlanda, İsveç ve Hindistan gibi ülkeler bilişimle kalkınmanın nasıl bir başarı olduğunu tüm dünyaya kanıtladılar. Biz de bunu yapabilecek güçteyiz. Özellikle yazılım ve hizmet alanlarında gücümüze inanıyorum" diye konuştu. Bilgi toplumuna geçişin tamamlanması için okullara internet bağlantılı bilgisayarlar kurulduğunu hatırlatan Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan, bilişimin desteğiyle küresel rekabet avantajı ve sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın mümkün olduğunu söyledi.

2012'de Türkiye'nin Gayrı Safi Milli Hasıla'sının yüzde 2'sini Ar-Ge'ye ayıracağını söyleyen Çağlayan, "Hükümetimizin 2012 için GSMH hedefi 800 milyar dolarn. Bu demek oluyor ki, araştırma ve geliştirmeye 16 milyar dolar ayrıacak hale geleceğiz" dedi. 
 
Exper'den kesintisiz  bilgisayar

Ülker'e bağlı Datateknik Bilişim Grubu'nun geliştirdiği yeni bir güç kaynağı sayesinde bilgisayarlar elektrik kesintilerinden etikilenmeyecek. Masaüstü bilgisayar kasalarında bulunan güç ünitesine eklenen bir akü sayesinde, herhangi bir enerji kesintisinde kullanıcılar 30 dakika boyunca bilgisayar çalışmaya devam ediyor.  Konu hakkında bilgi veren Datateknik Bilişim Grubu Başkanı İhsan Taşer, bu teknolojilerinin dünyada bir ilk olduğunu ve patent için başvuru yaptıklarını söyledi. Taşer, "Bilgisayarların daha verimli çalışmasını sağlayacak bu güç kaynağı ani elektrik kesintilerinde veri kaybının da önüne geçmeyi sağlıyor. Önce Exper marka bilgisayarlarda kullanacağız. Daha sonra diğer yerli ve yabancı üreticilerle çalışacağız" dedi.

Sınıflar için gezgin laboratuvar

Exper Bilgisayar tarafından geliştirilen Gezgin Sınıf Aracı sayesinde artık her sınıf bir bilgisayar laboratuvarına dönüşebilecek. Tekerlekli bir dolap şeklindeki aracın içinde 20 adet dizüstü bilgisayar bulunuyor. Ders işleyen sınıfta kullanılamak üzere bu bilgisayarlar sürekli olarak şarj ediliyor. Bilgisayarın içindeki 1.5 terabaytlık sabit diskte ise eğitim yazılımlar, oyunlar, filmler ve örnek uygulamalar bulunuyor. Öğretmenler bu diskteki bilgileri akıllı tahtalara bağlayarak ders işleyebiliyor. Intel ve Exper işbirliğiyle üretilen özel sektör okullarını öncelikle hedef alıyor. prototoip aşamasında. bu dizüstü bilgisayarlar masalara diziliyor. 
 
Vestel'den evde kumanda kavgasını bitiren teknoloji

Vestel'in geliştirdiği 'Sound Beam' adlı teknoloji sayesinde, erkekler televizyonda maç seyrederken kadınlar sevdikleri diziyi izleyebilecek. Ses ve görüntü sistemlerinde büyük bir yenilik olarak tanımlanan bu teknoloji, televizyonda hem görüntüyü hem sesi ikiye bölerek aynı anda iki program izlemeyi mümkün kılıyor. Aynı ekranda iki görüntünün yanyana izlenebilmesi yeni değil. Sound Beam'i farklı kılan ise Beam2me uygulaması ile aynı anda televizyon seyreden izleyicilere iki farklı ses birbirine karışmadan iletiliyor ve ekrandaki görüntü ikiye bölünerek kişilerin ayrı kanalları ve programları aynı anda seyretmesi sağlanıyor. İlave hoparlör sistemi almaya gerek olmadan, televizyondan maksimum ses performansı elde edilmesine yarayan Beam2me teknolojisi sayesinde, gerçek 5+1 ses deneyimine çok yakın ses elde ediliyor. Ayrıca hoparlörlerin özel dizaynı sayesinde ortama dağıtılan ses, duvarlardan yansıyarak tam ortada birleşiyor ve televizyonun karşısında oturan izleyiciye optimum ses performansı sunuyor. 

Süper Lig'in keyfi bilgisayarda

Oyunseverler arasında efsane olarak kabul edilen Fifa'nın 2008 sürümü Türk tüketicileriyle ilk defa CeBIT fuarında buluştu. Türkiye Süper Liginin eksiksiz olarak yer aldığı oyun, bilgisayarın yanı sıra oyun konsollarında da kullanılacak. FIFA 08'de, 620 lisanslı takım, 30 resmi lig ve 15 binin üzerinde oyuncuyla daha gerçekçi bir futbol serüveni sunuluyor. 
 
Avea'dan renkli mesajlar

Cebit 2007'de birçok yeni servisini tanıtan Avea, burada görüntülü iletişim olarak bilinen Üçüncü Nesil (3N) teknolojisini test test etme imkanı sunuyor. Ziyarerçilerin bu teknolojiyi yakından görebileceği Avea'nın standında firmanın birçok yeni servisi de yer alıyor. Bu ürünlerden RenkliSMS, bugüne kadar siyah beyaz olarak kullanılan SMS servisine renk katıyor. Renklismsyazıp 5550 numarasına SMS gönderince gelecek olan linkten uygulamayı indirilebilen Avea aboneleri, mesajlarında arka plan rengini seçebilir, kelimeleri hatta tek tek harfleri farklı renklerle de yazabilirler. Ayrıca duygularını daha iyi ifade edebilmek için çeşitli ikonları mesajlarına ekleyebiliyorlar. Aboneler, sadece standart SMS tarifesi ücreti ödeyerek bu uygulamadan yararlanabilirler. Avea ayrıca, Üçüncü nesil teknoloji öncesinde EDGE teknolojisi ile çalışan mobil TV uygulamasını tanıtıyor. MobilVizyon, cep telefonlarından TV seyretmeyi, trafik kameralarına ulaşmayı, vizyona girecek filmelerin fragmanlarını izlemeyi ve IMKB'de işlem gören hisse senetlerini takip etmeyi mümkün kılıyor.
 
Harçlıkla alınabilen dizüstü bilgisayar

Özel Bilgi İşlem'in Türkiye'de geçtiğimiz haftalarda temsil etmeye başladığı Nec bilgisayarın Classmate PC adlı dizüstü modeli fuarın en çok ilgi çeken ürünlerinden biri oldu. Çocukların bile harçlıklarıyla alabileceği bir bilgisayarı olarak tanıtılan bu dizüstü, eğitimde yeni bir dönem başlatmaya aday. 12 yaşa kadar olan çocuklar için NEC Computers Intel işbirliğiyle üretilen Classmate PC,  1000 YTL'nin altında bir fiyatla satılacak. Bilgisayar içinde, öğrencilerin okullarında kullanabileceği uygulamalara da yer verilecek.
 
Çeyrek tonluk televizyon 

Dünyanın en büyük televizyonu da ilk defa CeBIT Bilişim'de tanıtıldı. 103 inç (217 cm) Panasonic ekran boyutuna sahip televizyon Tekofaks standında sergileniyor. 2 milyon pikselden daha fazla dağıtma ve

yansıtma özelliğine sahip olan televizyonda aynı zamanda 1080p HD yüksek hızlı piksel sürücüsü bulunuyor. 2.5 metre boyundaki plazma TV'nin bir diğer özelliği ise 220 kilogram olması. 1.27 metre yüksekliğe sahip olan ürün ancak bir vinç yardımıyla taşınabiliyor.

Apple'dan ücretsiz Final Cut Studio eğitimi

7 Eylül - 27 Ekim tarihleri arasında sadece Caddebostan Myra, Kanyon Troy ve Şişli Artı APR'larda Mac Pro veya MacBook Pro ile birlikte Final Cut Studio 2 veya Final Cut Studio Upgrade alanlar 1,350 USD değerinde Final Cut Studio Eğitimi ve 75 USD değerindeki Sertifikasyon sınav giriş hakkını ücretsiz olarak kazanacaklar. 
 
Ses, grafik ve kurgu…final cut studio ile ihtiyaciniz olan tüm prodüksiyon araçlari bir arada! 

Final Cut Studio, içindeki birbirinden farklı ve güçlü kurgulama araçlarıyla harikalar yaratıyor. Bir prodüksiyon için gerekli tüm özelliklerden daha fazlasına sahip olan Final Cut Studio, Allien 3 ve Fight Club filmlerinin yönetmeni David Fincher gibi Hollywood'un pek çok ünlü yönetmeni tarafından tercih ediliyor. Kullanıcılar, Final Cut Studio ile hareketli grafikler, ses tasarımları ve çoklu kamera oynatımı sayesinde farklı kurgulamalar yapabiliyor.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

netkitap.com

30/8/2007 - Beylikdüzü Gönderim Alanları

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

saidsaidoglu@gmail.com

Beylikdüzü, Büyükçekmece, Avcılar

Arkadaşlarım

seedorf
kirac34
13temmuz
sibelsaid
mekatronik
Said Saidoğlu
gununsozu
orcad
sakagibi
adanakigem
psikososyalgelisim
tektas
unutuyoruz
orlak
enkralblog
mozaika
ipeksaidoglu
tavsiyetkazan
djmahkum
oburiks
enuygun
ortmenim
zeytinfestivali
buraksaid
profdr